Presse
 
  'Hayallerimi kaybettim'
  Sayilari belki yüz binleri buluyor. Yüksek kâr vaadiyle Islami holdinglere milyarlarca euro kaptirdilar. 20 - 30 yillik emekleri, biriktirdikçe kurduklari hayaller de uçup gitti. Sustular, cemaatlerine söz gelmesin diye... Sustular, paralarini kaptirip 'issizlik parasi' aldiklari ülkelerde, yastik altindaki bu birikimlerinin ögrenilip issizlik paralarinin kesilmesinden, hatta vergi açisindan yargilanmaktan korkarak sustular. Fakat is iyice çigirindan çikti... Çünkü, kârina ortak olmak için para yatirdiklari sirketler, onlardan zarara ortak olmalarini istemeye kadar vardirdi isi. Konusmaya basladilar ve ortaya binlerce dram, aile faciasi döküldü...
  KONUK YAZAR / RIDVAN AKAR
  Bir gurbetçi kameralara böyle haykiriyordu. Çocuklarini ülkesinde, kendi kültürü ve inançlari dogrultusunda büyütmek gibi bir hayali varmis. 'Giden para degil, hayallerimdi' diyordu. Bir baskasi aile içinde çikan husumeti anlatiyor ve 'parayi yatirmalarina ben önayak oldugum için oglum ve yegenlerim artik benimle konusmuyor' diyordu. Islami holdinglere yillarca çalisarak elde ettikleri tasarruflarini, birikimlerini 'kaptiran' gurbetçiler, 32. Gün'de yaninlanan programda böyle yakiniyorlardi. Aslinda adeta Pandora'nin kutusu açilmis ve bütün sirlar çekimin yapildigi salonda uçusmaya baslamisti. Yillardir, 'kol kirilir yen içinde kalir' mantigi ile Islami holdinglerle ilgili magduriyetlerini gizleyen gurbetçiler -kendilerinin de teyid ettigi gibi-'ilk kez' suskunluklarini bozuyor ve her seyi anlatiyorlardi. Anlattiklarinda insanin içini burkan iki sey vardi. Birincisi, Avrupa'da en agir islerle çalisan, sagligi bozulan ve ihtiyarlikta harcamak için bir köseye koyduklari tasarruflarinin tamamini 'kaptirmislar' ve adeta muhtaç hale gelmislerdi. Birçogu hastalik ve ölüm gibi hallerde bile bir kurus alamamaktan yakiniyordu. Ikincisi, Türkiye'ye ve ana vatanlarindaki siyaset ve hukuka bütün güvenlerini yitirmisler ve artik ülkelerine yatirim yapmak, tasarruflarini yollamak, ülke ekonomisine katki saglamak gibi amaçlar bütünüyle ortadan kalkmis. Yani bu sürecin Türkiye ekonomisine olumsuz etkileri yansimaya baslamis.
  'Faize yatiran domuz'
Gurbetçiler 1970'lerde 'isçi sirketleri' diye bilinen kurumlara tasarruflarini yatirmislar ancak bu sirketlerin çogunun batmasiyla paralarini yitirmislerdi. Aradan geçen yillar içinde giderek silanin vatana dönüsmesiyle paralarini ülkelerine yollama fikri de tavsamaya baslamisti. Ancak muhafazakâr ve dindarlasan bir gurbetçi kusagi vardi ki onlar, yasadiklari ülkenin kurallari ve yasam tarzi disinda kalmayi yegliyordu. Agirlikli olarak cami cemaati olan bu kesim özellikle Milli Görüs, Süleymancilar ve 'Hilafetçiler'in etkisi/propagandasi altinda yasamlarini Islama göre düzenliyordu. Camilerde faizin haram oldugu temasi isleniyor, hatta bir gurbetçinin de vurguladigi gibi 'faize para yatiranin domuzdan hiç bir farki olmadigi' vurgulaniyordu. Bu ahvalde de paralar ya yastik altina kayiyor ya da Türkiye'de ev, arsa gibi yatirimlara yönlendiriliyordu. Ancak özellikle ikinci kusagin 'kalma' fikri nedeniyle, Türkiye'ye gönderilen para giderek azaliyordu. Bu kosullar altinda Islami holdinglerin temsilcileri Avrupa ülkelerine akin etti. Yastik altindaki paraya talip olacaklardi. Gittikleri ülkelerde agirlikli olarak Milli Görüs'e ait camileri karargah olarak kullaniyor, cami cemaatinin sayginligini kazanmis, muteber isimlerin referansi ile hareket ediyorlardi.
  Üç vaatle ikna ettiler
Ilk asama bütünüyle inandirici ve güvenilir olmakti. Cami cemaatinin saygi duydugu isimlerin organize ettigi toplantilar camilerde ya da evlerde gerçeklesiyordu. Toplantilarda Türkiye'den gelen holding temsilcisi üç önemli gerekçe siraliyordu. Birincisi, öylesine kâr paylari vereceklerdi ki tasarruflariyla geçinmek bir yana zengin olacaklardi. Ikincisi, ülke ekonomisi kalkinacak, bir issiz is bulacak ve daha da önemlisi holdinge belli bir miktar para yatiranin Türkiye'deki yakinlari ise alinacakti. Üçüncüsü, bütünüyle siyasi bir mesajdi. Hz. Muhammed 'düsmani düsmanin silahiyla vurun dememis miydi?' Bu holdingler de Islami bir toplum yaratmanin ekonomik dinamiklerini olusturacakti. Islam otarsik bir ekonomik model yaratacak ve bu gücüyle hakim olacakti. Bu gücün adi; Anadolu kaplanlariydi. Gurbetçilerin ilk aklina gelen yastik altindaki paranin para kazanmasi, bir akrabanin da bu sayede ise girmesi oldu. Islami holdinglere para yatiranlara ilk etapta, 50 bin mark yatiranin bir akrabasini ise sokabilecegi söylenmisti. Para oluk gibi akmaya basladiginda bu rakam 250 bin marka kadar çikti. Yani bes yüz bin mark yatiran bir gurbetçi iki akrabasini söz konusu Islami holdinglere ise sokabiliyordu.
 
  Ilk yil ödemeyle avladilar
Özellikle 1998 - 2000 yillari arasinda gurbetçiler Islami holdinglere dönük biryatirim 'çilginligina' kapildilar. Bu 'çilginligi' artiran etken ise ilk kâr payinin ödenmesiydi. Paralarini bu Islami hohldinglere yatiranlara o muteber aracilar vasitasiyla telefon açildi. Camiye gelip, ilk kar payini alabilirdi. Cami cemaatinin gözü önünde yasanan sahne söyleydi; Türkiye'den gelen Islami holding temsilcisi, tika basa para dolu bavul ya da çöp torbasini yanina koyuyor ve yatirimciyi ismiyle çagirarak, yatirdigi tutarin yüzde 22'si oraninda kar payini nakit olarak ödüyordu. Yani 100 bin mark yatiran bir yatirimciya sadece bir yil için ödenen para 22 bin markti. Oysa gurbetçilerin kaçindigi bankalarda bile bu rakamin onda birini kazanmak mümkün degildi. Bu göz kamastirici gösteri öylesine etkili oluyordu ki gurbetçiler kar payini almiyor, üstüne biriksin istiyorlardi. O güne kadar para yatirmamis olanlar ise camide yasadiklari o görkemli para sovunun etkisiyle, firsati kaçirmamak için hemen paralarini bu holdinglere yönlediriyorlardi. Öylesine garip bir histeriye dönüsmüstü ki kimileri esinin, kizinin altinlarini bir torbaya koyuyor, Islami holding bu altinlari kendi sarrafinda Alman Marki'na çevirerek yatirim hesabina aktariyordu. Kimileri ise faiz geliri almanin haram olusuna inanmalarina karsin, faizle para almanin caiz olduguna inanmis olsa gerek, Avrupa bankalarindan kredi çekip bu holdinglere aktariyordu.
  Kâri gitti, zarar ortakligi geldi
Islami holdingler gurbetçilere yatirdiklari para karsiliginda tahsil makbuzlari veriyordu. Gurbetçilerin para yatirirken ilk sorusu, 'istedigim an alabilecek miyim'di. Yanit, 'evet'ti. Ne zaman isterlerse paralarini geri çekebileceklerdi. Bu arada Islami holdingler fabrikalar açiyor, magazalarla tüketiciye ulasiyor. Bas döndürücü bir gelisme kaydediyordu. Ancak 2001 ekonomik kirizinden itibaren ibre tersine döndü. Kar payi ödeme zamani geldiginde, 'kusura bakmayin, kriz bizi de etkiledi. Bekleyeceksiniz' dendi. Gurbetçiler korkmus ama sözü hatirlamislardi. Paralarini geri istediler. Iste o andan itibaren gerçekle yüzlestiler. Onlar Islami holdingin kar - zarar ortagiydi. Yani yatirimci degil, hissedardi. Sermaye olarak verdikleri tutari geri almalari sözkonusu bile olamazdi. Dahasi ortada zarar olduguna göre aslinda hisseleri oraninda zarari da ödemeleri istenebilirdi. Gurbetçiler bu yanitlarla sok olmustu. Böyle baslayan bir süreç sonunda gurbetçiler bütün tassarruflarini yitirdi. Ise alinan yakinlari isten çikarildi. Islami holdinglerin hemen hepsinin merkezine giden gurbetçilere ayni sey söylendi; 'Paranizin üstüne bir bardak soguk su için.'
  5 milyar euro!
Bugün neredeyse her 100 gurbetçiden 30'unun Islami holdinglere para 'kaptirdigi' görülüyor. Kaptirilan para tutari Türkiye Arastirmalari Merkezi verilerine göre sadece Almanya'da 5 milyar euro'yu geçiyor. Gurbetçilerden para toplayan Islami holdinglerin sayisi 90'i buluyor. Bu holdinglerin 76'si Konya merkezinde bulunuyor. Sermaye Piyasasi Kurulu tarafindan bu holdinglerle ilgili yapilan sorusturmada incelenen 17 holding ve 22 sirket savciliga verildi. Sorusturma sürüyor. CHP'nin girisimleriyle Meclis'te de magdurlar için bir sorusturma komisyonu kuruldu.
  Korkudan sustular
Nisan ayi basinda kurulan komisyon hâlâ çalismalarina baslayamadi. Avrupa'da ve Türkiye'de magdurlar tek tek kisisel davalar açti. Ancak bu davalardan henüz bir sonuç alinamadi. Zira bankaya yatirir gibi Islami holdinglere para yatiranlar, bir gün geldiginde bu paralarini çekemiyeceklerini bilmiyordu. Ama imza attiklari ortaklik senetleri iste bu gerçege göre hazirlanmisti. Daha da önemlisi bütün birikimlerini yitiren gurbetçiler, yasadiklari ükelerdeki issizlik paralarina mahkum olmustu. Ancak yastik altinda oldugu için yasadiklari ülke maliyeleri tarafindan vergilendirilmemis bu tasarruflar ögrenilirse, birakin issizlik parasinin kesilmesi, yüksek cezalar bile gelebilirdi. Bu korkuyla gurbetçiler bugüne kadar susmustu. 32. Gün'de ilk kez gurbetçiler konustu. Intihardan, aile dramlarina uzanan bir magduriyet ilk kez ekranlara yansidi. Türkiye'nin kapali kapilar ardinda kalan bu toplumsal yarasini önümüzdeki haftalarda da anlatmaya devam edecegiz. "Bizden ayrilmayin"!